MOTORSPOR.COM
Team Taksi'nin başarılı yardımcı pilotu Atıl Atılgan 2002 sezonunun değerlendirmesini yaptı ve 2003 için hedeflerini açıkladı. UUMOT Team'in röportajı...

Motorspor.com: Geçirdiğimiz 2002 sezonunu değerlendirebilirmisiniz? Sonucu beklediğiniz gibi olmasada nasıl bir sezon geçirdiniz?

A.ATILGAN: 2002 sezonuna biz başlarken, sponsorla ilgili problemlerimiz oldu. Birincisi yola geç çıktık, geç çıkmak zorunda kaldık. Mart ayında tamam Team Taksi’ye OK diyoruz dedik ve yola çıktık. Sponsor görüşmelerimiz oldu. Serkan bizzat kendisi, hatta sayısınıda hiç unutmuyor, 48 ayrı firma ile görüştü. Hepsine dosyalar gitti, anlatıldı. Birçoğu bu projeyi çok cazip buldu. Fakat hem ekonomik kriz, hemde bütçelerin 3-5 ay öncesinden belli olması, bizim sponsor açısından bir sorun yaşamamıza neden oldu. Bir kısmıda düşünce olarak çok parlak bir fikir gibi görünen bu projenen gerçeğe dönüşebileceğine inanmadılar açıkçası. Ama biz çok kısa sürede, çok amatör şartlarda, çok profesyonel bir takım oluşturduk. Servis aracımızdan, tekstillerimize kadar, garajımızdan, yarış otomobilimize kadar herşeyimiz dört dörtlüktü. Bir eksiğimiz yoktu. Tek sıkıntımız maddi anlamda oldu. Maddi anlamda derken bu ister istemez birçok şeye yansıdı. Yani, belki daha fazla lastik tüketebilirdik ya da otomobilimiz her yarıştan sonra revize edilebilirdi. Bunlar genelde baktığımız yarışlarda pek sorun olmasada sezon sonuna doğru yavaş yavaş kendisini hissettirmeye başlamıştı.

İlk başta Türkiye Ralli’sine girdik. Hazırlık açısından bir problem yaşamadık. Antreman sürecimiz çok iyi geçti. Fakat bu yarış takımın, teknik ekibin ilk birlikteliğiydi. Benim Serkan’la ilk yarışımdı. Mekanikerlerimizin ilk sınavı olacaktı. Otomobille ilk sınavımızdı. Öncesinde Uludağ’da kar üstünde bir antreman süreci yaşamıştık. Zaten Serkan’ında o dönemde cadde otomobili Mitsubishi EVO 6 olduğu için otomobile adaptasyonda çok fazla zorluk yaşamadı. Ancak bu otomobil ona biraz daha güçsüz geldi, 32 milimetre restrictor olunca üzerinde. Birde Türkiye Rallisi’nde avgaz yasak olduğu için biz kurşunsuz benzin kullandık. Buda otomobilin performansını çok etkiledi. Biz yarışa başladık, seyirci etabında ufak bir kaza geçirdik. Onda sonra ilk etapta otomobilin sol ön lastiği patladı. Onu değiştirirken otomobili krikodan düşürdük, tekrar kaldırdık ve bayağı ciddi zaman kaybımız oldu. Bu arada Serkan’ın B önceliği FIA’dan yarış öncesinde gelmemişti. Gelmiş olsaydı, biz her ne kadar zaman kaybımız nedeniyle genel klasmanda çok arkalara düşmüş olsakta, start sırası olarak daha önden start alabilecektik. Daha sonra bir baktık, önümüzde iki tane Ford Ka, bir tanede Gr. N Palio var. 30 km.lik 2 tanede etap vardı. Burada bu şekilde yarışırsak hem bizim hem de öndeki ekipler açısından bir risk olacağını düşündük. Açıkçası otomobilde pek tat vermemişti. Bizde risk alıp otomobili yıpratmak istemedik. Bunun yanında, ne kadar hızlı gidersek gidelim ve herkesin yarışı tamamladığını düşünürsek ilk 10’a girmemiz çok zor görünüyordu. Dolayısıyla puan almamızda çok zordu. Bizde bir kararla yarıştan çekildik. Aslında fena da olmadı. Devam etseydik belki bizim için tecrübe olacaktı ama biz yaptığımız antremanlarla, bu açığı kapattık diye düşünüyorum.

Sonra Ege Ralli’si vardı. Ege’ye daha ciddi hazırlandık. O yarışta otomobilimizi Gr.A olarak deklare ettik. Otomobil Gr.A oldu ancak üzerinde hiç birşey yoktu. Sadece turbonun restrictorunu 34 milim yaptık. Gr.A olunca otomobilin yüksekliğini biraz daha düşürma şansımız vardı, biraz daha düşürdük. Onun haricinde otomobilin herşeyi standarttı. O şekilde girdik yarışa.bu sezonki en keyifli mücadele heralde o yarışta oldu. Son etaba kadar, hem Hamdi ile hem de Volkan ile çok ciddi bir çekişme içindeydik. Asfaltta EVO 5’in F2 ve F3’lere karşı pek şansı yoktu kağıt üzerinde ama pilotajla o açığı kapattığımıza inanıyorum.

Çok ciddi süratlerde gittik. Hatta yarışın geneline baktığımızda % 100 tempoya çıktığımız yerler olduğunu görebiliriz. Otomobilin yola sığmadığı, yoldan taştığı yerler oldu. Ancak keyfli bir yarıştı. O birincilik bizim için çok önemliydi. Sonuçta Tofaş-Fiat, Opel, Citroen, Ford gibi fabrika takımlarına karşı TAKSİ TEAM adı altında, bize belli sayıda bedelsiz lastik veren Pirelli dışında hiçbir sponsor desteği olmadan kazandığımız için daha da motive olduk. Sezon başında otomobilin üzerinde Shell logoları vardı fakat anlaşmada pürüzler olduğu için Shell’de maddi manevi hiçbir destek görmedik.

Pirelli Rallisi’ne geldi sıra. Toprakta biz, bu otomobille daha iyi işler başarabileceğimize inanıyorduk. Asfaltta 1. olduysak toprakta çok rahat oluruz diye düşünmüştük. Antreman sürecinde hiçbir problem yaşamadık diyebilirim. Hatta şu da var; Pirelli Ralli’sinde, diğer ekiplere göre biz çok az antreman yaptık. Biz sezon başından itibaren Anatolian Rally’nin ve daha ileriye dönük, sponsor bulunabildiği takdirde neden olmasın dediğimiz, Dünya Şampiyonası’na da hazırlık yaptığımız için, etapları mümkün olduğunca az geçip, notu yazıp, bir kere check edip, o şekilde yarışmayı uygulamaya çalıştık. Yarışın başında liderliğe oturduk ve yarış sonuna kadar da lider gittik. Keyifli, güzel bir toprak yarıştı.

Sonra Yeşil Bursa Ralli’si vardı. Yeşil Bursa’ya girmedik. Bu Bursa’lı yarışseverlerin tepkisine neden oldu ama bizimde haklı olduğumuz yanlar vardı. Birincisi strateji olarak Hakan Dinç girmediği için, bizimde girmemizin pek bir anlamı yoktu. Çünkü bizim şampiyonada Ercan’dan çok onunla yakın bir çekişmemiz vardı, o dönem için söylüyorum. İkinciside güvenlik açısından, Serkan ne yazık ki kendi kulübü BOSSEK’e güvenemedi. Çünkü 2001 Yeşil Bursa Rallisi’nde Dağakça etabında önüne bir kamyonet çıkmıştı. 2002 Yeşil Bursa Rallisi’nde de benzer bir sorunla karşılaşmaktan çok korktuk. Çünkü 1 numara çıkmak kolay bir şey değil. Yarışı seyrederkende iyi ki katılmadık dediğim anlar oldu. Etabın startına çok kısa bir süre kala etap içinde, trafiğin olduğunu üzülerek gördüm ne yazık ki.

Yeşil Bursa’nın ardından Hitit Rallisi geldi. Hitit Rallisi’nde yarış iyi başladı. 2. etapta zaman karnesinde yapılan bir kayıt işlemi nedeniyle 5 dakika zaman cezası yazdılar bize. Oysa biz onu hakemle kendi aramızda çözdüğümüze inanıyorduk. Spor komiserleriyle görüştük. Onlar herhangi bir problem olmaz dediler. Yarış sonunda bu ceza bizim toplam zamanımıza yansıdı. Ama zaten o olmasa bile lastiklerden kaynaklanan çok büyük sıkıntımız oldu. Bunu biliyorsunuz zaten, basında çok yer aldı. Dört ayrı lastiğimiz ki bu dört lastikte farklı rotasyonlarda lastikler, patlamadı, üstündeki kaplamasını attı. Pek rastlanan bir olay değildir bu. Ondan sonra oradan kaybettiğimiz zamanı telafi etmek için Serkan biraz daha agresif kullandı otomobili ve şanzumanda problem çıktı. 3. ve 4. vitesler gitti. 1-2-5 şeklinde gidiyorduk. Böyle olunca genel klasman 7.si olduk. Bir de ceza yansıyınca genel klasmanda bayağı aşağılara düştük. Kötü bir yarıştı bizim için açıkçası.

Hitit’ten sonra Anatolian Rally vardı. Anatolian Rally’den önce uzun bir ara vardı. Biz bu arada bir yandan EVO 5’i topladık, bir yandan da EVO 5’in bu yarışı bitirebileceğine çokta kanaat getirmedik açıkçası. Gücünden öte, daha sağlam olması ve servis ekibiyele birlikte gelmesi nedeniyle Belçika’dan bir EVO 6 kiraladık. Otomobil yarıştan bir gün önce geldi. Sadece shakedown esnasında kullandık.


Motorspor.com: EVO 5 ile EVO 6 arasında kullanım açısından bir fark varmıydı? Getirdiğiniz iyi oldu mu? Daha doğrusu getirdiğinize değmiş miydi?


A.ATILGAN: Evet, getirdiğimiz iyi oldu aslında. En büyük avantajı hidrolik el freni olmasıydı. Anatolian’da etaplarda, genel olmasa da, bazı etaplarda çok fazla U virajlar vardı. Orda çok iş yaptı hidrolik el freni. Ama motorda biraz daha güçlüydü tabi. FTP yakıt tankı vardı. EVO 5 ile girseydik, yakıt anlamında sıkıntı yaşayabilirdik. Çünkü bizim otomobilimizde depo 50 litrelik standart depo, EVO 6’da 85 litrelik yakıt deposu vardı. Artıları bunlardı ama otomobilin güçlü olmasının yanında ön takımının, akslarının vs. standart olması Anatolian gibi, bazı noktaları kırıcı sayılabilecek bir parkurda o tempoya dayanmadı. Sanıldığının aksine, etap zamanları dikkatle incelenirse, biz Anatolian’da hiçbir etapta % 100 tempoyla gitmedik. Tempomuz % 70’lerdeydi. Çokta fazla risk alacak bir durum yoktu. Rakibimiz bir problem yaşadı, biz aradaki farkı 3 dakikaya kadar çıkardık, sonra biz bir problem yaşadık fark kapandı vs. Bir etapta, biz ilk otomobil olduğumuz için, yağmur yeni başlamıştı, arkadakiler yağmura, çamura yakalandılar. O fark ondan oluştu. Kaldığımız etaptan önceki etabı anlatıyorum. Herkes o etapta inanılmaz hızlı gittiğimizi ve otomobili kırıp kaldığımızı zannetti. Aslında öyle değil, anlattığım şekilde oldu. Tabi Anatolian’ çok iyi hazırlanmıştık, herşey çok iyi gidiyordu. Genel klasman 1. si olarak gidiyorduk. Bizim ordaki hedefimiz en iyi Türk pilot olarak yarışı tamamlamaktı. Biz Pykalisto’nun zamanlarına bakmadık bile. Zaten otomobiller arasında dağlar kadar fark var. Öyle bir hedef koymamız zaten bizim açımızdan yanlış olurdu. Ama sonuçta onun yaşadığı mekanik problemler nedeniyle biz genel klasmanda 1. liğe yükseldik. O şekilde devam ediyorduk. 2. ayağın son etabında, finishe 3 km. kala önce arka aksımız gitti, otomobil ön çeker oldu. Sonra, gücü öne ve arkaya dağıtan bir parça var ortada, o parça bu yükü daha fazla kaldıramayıp dağıldı ve yarış bizim için o noktada bitti. Kötü oldu tabi. Sonuçta bütün sezon harcana çabalar boşa gitti. Açıkçası ne Serkan ne de ben, Türkiye Ralli Şampiyonu olmayı çokta önemsemedik. Önemli olan bu takımın, böyle bir oluşumun Türkiye Şampiyonu olmasıydı. Olamadı. Ama biz yarıştan sonra gelen destek mesajları, e-mailler, mektuplar, telefonlar, fakslar gösterdi ki, biz bu sene yola çıkarken hedef olarak belirlediğimiz, sporu taban yayma konusunda gerçekten birşeyler başarmışız. En azından çok ciddi bir taraftar kitlemiz oluştu. Bu bizi çok sevindirdi. Hangi yarışa gitsek, insanların bize karşı olan ilgisinde, bizde onlara sıcak yaklaştığımız için çok güzel diyaloglarımız oluştu.


Motorspor.com: Sezon boyunca tatlı tuzlu birçok şey yaşandı. Bunlar arasında ilk akılda kalan Hitit Rallisi’nde Pirelli lastiklerinin alışılagelmedik bir şekilde sizi yolda bırakması oldu. Serkan Yazıcı bir röportajında da değinmişti, Ercan Kazaz’ın Pirelli yarış lastiklerinin Türkiye distribütörü olduğunu düşünürsek, o lastiklerin size denk gelmesi sizce bir rastlantı mı? Ne olabilir?

A.ATILGAN: O soruyu bana hiç sormamış olun, bende size cevap vermeyeyim. Sonuçta bu konu hakkında birçok şey yazıldı çizildi. Ama bizde biraz kulağımızın üstüne yattık açıkçası. Önümüzdeki günlerde farklı gelişmeler olabilir, o zaman daha net açıklamalar yapabiliriz.


Motorspor.com: Lastikleri Pirelli fabrikasına yollamıştınız, oradan bir sonuç geldi mi?

A.ATILGAN: Hayır, henüz gelmedi. Ama bu konuda çok farklı iddialar var. Bizim haricimizde, benzer problemler yaşayan Celal Gülerhan, Ali Ersin vs. Mekanik Sporlar gazetesine açıklamalar yaptılar. Bu gazetede yer alan röportajlar bazı şeyleri anlatıyor zaten. Ama ben onun üstüne çok fazla yorum yapmak istemiyorum. Dediğim gibi yakında bazı şeyler dahada netleşecektir, o zaman size açıklarım.

Motorspor.com: Anatolian Rally, Dünya Ralli Şampiyonası’na dahil edildi. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrıca bu seneki organizasyonda biraz eksiklikler var gibiydi, sizce seneye ne olur?

A.ATILGAN: Anatolian Rally’nin Dünya Ralli Şampiyonası’na katılması inanılmaz bir olay. Herşeyden önce Türkiye’nin tanıtımına çok büyük katkısı olacaktır. Dünyadaki onlarca TV kanalında, yaklaşık 15 gün boyunca, Türkiye hakında yayınlar yapılması demek. Herşeyden önce bu çok büyük bir avantaj. Böyle bir organizasyonun Türkiye’ye gelmesi, Türkiye’deki firmaların motorsporlarına bakış açısını değiştirecektir diye düşünüyorum. Dünya Ralli Şampiyonasında yarışan Hyundai, Subaru, Skoda gibi takımların Türkiye distribütörleride ister istemez bu işin içine girip belki de Türkiye’de takımlar oluşturabilirler. Bunlar çok güzel artılar olacaktır. Bu seneki Anatolian Rally’de ufak tefek aksaklıklar vardı. Hatta bunları bende dile getirmiştim. Ama bu aksaklıklar çokta önemsenecek şeyler değildi. Yani organizasyon iskeletine baktığımızda, bir Dünya Ralli Şampiyonası yarışından eksiği olmadığını, Serkan ve Volkan, Dünya Ralli Şampiyonası tecrübesi olan iki pilot, onlar en başta söylediler. Dolayısıyla Anatolian’da yapılmayacak bir şey yok. ama önemli olan bu başarıyı sürekli hale getirmek. Onun için herkesin üzerine görev düşüyor. Yani basından, yarışanlara kadar herkesin bu organizasyonun bir kenarından tutup TOMSFED’e yardımcı olması gerekiyor. Herkes, eleştiri yapmaktansa, bu organizasyon WRC takvimine girdi, şimdi en iyisini nasıl yaparız diye düşünmeli. En büyük sıkıntı yine sponsor tabiki. Çünkü Dünya Ralli Şampiyonası dendiği zaman bütçeler otomatikman 5’le 10’la çarpılıyor. Hatta Mümtaz Başkan’da bunu katıldığı TV programlarında söylüyor. En az 1.5 milyon $ lık bir sponsor bütçesi gerekiyor. Bunu oluşturmak için uğraşıyorlar. O problem hallolduğunda yapılamayacak hiçbirşey yok bence. Çok güzel bir yarış olacaktır. Tarih konusunda kesin bir şey oluşmadı henüz. Önce Temmuz dendi, şimdi Mart deniyor. Eğer Mart olursa hava şartları nedeniyle, parkurun zemini açısından belki sorunlar yaşanabilir. Çünkü önde gidecek olan WRC’ler, ciddi anlamda parkurda deformasyona neden olacaklardır. Tek sıkıntı o olur sanırım. Onun haricinde servis alanının,ralli merkezinin, ödül töreninin, startın, finishin dağınık olmasıhalledilemeyecek bir şey değil. Zaten bu sene Kemer merkezli olacağını her seferinde söylüyorlar. Mesela herkes normal etabın çok dar olduğunu, hem seyircileri, hem yarışçıları taşımayacağını söyledi. Oysa Metin Çeker yaptığı açıklamada, seyirciler için hazırlanan broşürlerde, farklı bir yol izlenmesi gerektiğinin yazılı olduğunu söylemişti. O yolun işlemesi durumunda böyle bir sıkıntı olmayacağınıda belirtmişti. Dolayısıyla alternatiflerde var yani. Daha ciddi organizasyonlarla, daha iyi tanıtımla çok güzel bir yarış olacağını düşünüyorum.


Motorspor.com: Anatolian Rally’de S.Loeb, Citroen Saxo VTS ile F3’ leri hatta bazı Gr. N’leri bile geride bıraktı, yarıştığı yere kadar. Bunu neye bağlıyorsunuz? Bu bir WRC tecrübesimi yoksa bizim pilotlarımız mı çok yavaş?

A.ATILGAN: Loeb gerçekten hızlı, kağıt üzerinde de görünüyor bu. Baktığımız zaman hiç öyle özel bir stilide yok. Ama nedir, Türkiye’de bu spor profesyonelleşmediği sürece daha ne Loeb’ler gelir 140 bg. değil 100 bg. lik otomobillerle bizi geçer. Adamların mesleği bu. Ralliyle yatıp ralliyle kalkıyorlar. Yılın 250 günü rallideler. Antreman imkanı çok fazla, co-pilotuyla uyumu çok iyi. Çünkü o kadar çok antreman yapmışlarki yol notu yazarken “Acaba buraya ne yazsak “ diye bir düşünceleri yok. Adam EVO 7 ile geldi, antreman yaptı burda, 70-80 km. hızla gitti,ama kafasına öyle bir oturmuş ki virajın karakterleri, o süratle yazdıra yazdıra 2 loop attı, oteline gitti, dinlendi, sabahta geldi bastı marşa, yarıştı. Bu çokta abartılacak bir şey değil, çok ta beklenen birşeydi. Otomobilin gücünün yanısıra pilotaj çok önemli. Bizde bu işi doğru öğrenipte yapan inan hiç yok. Çünkü herkes bir şekilde bir otomobil sahibi olup yarışmaya başlıyor. Hiçbir eğitim almadan. Ama otomobil kullanmayı doğru öğreniyorlar. Bizde ilk başta caddede gazlıyorsun, birşeyler yapıyorsun. Onlar direkt olarak yarışta otomobil kullanmayı öğreniyorlar. Bizdeki fark bu işte.


Motorspor.com: Gelecek sezon TEAM TAKSİ ne yapacak? Bu şekilde, bu otomobille devam edecek mi? Seneye sponsor olmadığı durumda çekilecek mi? Yoksa bu seneki gibi sponsor olmasada sonuna kadar direnecek mi?

A.ATILGAN: Sponsor yoksa ne yazık ki bizde yokuz. Bunu söylemeye hiç dilim varmıyor ama böyle. Sponsor olursada bu otomobille devam etmeyeceğiz.bu otomobil bir kenarda duracak. Ne olacak bende bilmiyorum, çünkü çok fazla marka alternatifi var. Ama super 1600 olmayacağı kesin. Bir WRC de olmayabilir. Orta karar bir Gr. A olabilir. Sonuçta iş dönüp dolaşıp paraya geliyor. Sponsor konusunda ciddi girişimlerimiz yine var. Bu sene daha erken başladık. Takımı tanıtan broşürlar bastırdık. Onun haricinde covering dosyaları, görüntülerin olduğu CD leri hazırladık. 3-5 firma ile ciddi anlamda görüşmelerimiz var. Onlardan 1 ya da 2 tanesinde olumlu sonuç aldığımızda ki Anatolian Rally’de Mart’ta olacaksa çok kısa bir süre içinde netleştirmemiz gerekiyor. Çünkü biz Anatolian Rally’de mutlaka yarışmak istiyoruz. Biliyorsunuz Türkiye Ralli Şampiyonasına puan vermeyecek. Çünkü 90 katılım sınırı var. Bu 90 katılımcını 30 tanesi Dünya Ralli Şampiyonası’nda yarışan pilotlar haricinde oluşacak. Dolayısıyla atıyorum, Yunanistan’dan, Belçika’dan veya diğer ülkelerden gelecek pilotlarda olduğu için Türkiye’den çok büyük bir katılım olamayacak. Ama biz o 90 kişinin arasında olmak için elimizden geleni yapıyoruz. Sonuçta Serkan’ın bir Dünya Ralli Şampiyonası tecrübesi var. Kendi ülkesinde ilk defa yapılan Dünya Ralli Şampiyonası’ndada birşeyler yapmak istiyor. 2002’de yarıştığımız için parkura çok yabancı değiliz. İyi bir otomobil, iyi şartlar ve iyi bir sponsor desteği olursa, genel klasman birinciliği gibi ütopik bir düşüncemiz yok tabi ama en azından o pilotlarla eşit şartlarda bir mücadele şansı yakalarsak iyi birşeyler yapabileceğimize inanıyorum.


Motorspor.com: Türkiye’deki firmaların motorsporlarına bakışı nasıl? Basın bu işi nasıl yansıtıyor.? Türkiye’de yapılan en büyük organizasyon olan Anatolian Rally gazetelerde 3-5 satırlık, sadece kazananı belirten haberlerle yer buldu. Neler söyleyebilirsiniz?

A.ATILGAN: Maalesef öyle. Hatta daha ilginç bir şey söyleyeyim, Emre Ergör kartingde ve formula 3’te şampiyonlukları olan bir arkadaşımız. O şampiyonlukların hiçbiri gazetede yer almazken Anatolian Rally’de bir elektrik direğine çarptı, bütün gazetelerde “rallide büyük kaza, Emre Ergör direğe çarptı” gibi haberlerle yer aldı. İnsanlar hala bu işin bir spor olduğunu düşünmek yerine, zenginlerin, zengin çocuklarının hafta sonu eğlencesi gibi görüyorlar. Bizim Team Taksi projemizdeki amaçlarımızdan biri de buydu zaten. Sporu tabana yayıp insanları daha da bilgilendirmek.

Motorspor.com: Son olarak yerel bir soru sormak istiyoruz. BOSSEK neden bu durumda? Yani, BOSSEK bu sene düzenlediği neden başarılı olamadı? En göze batan organizasyon Yeşil Bursa Rallisi’ydi. Bunun dışında rallikros vardı, Şahintepe vardı. Bu yarışmaların hiçbiri tam yeterlilikte değildi. Hepimiz gördük. Özellikle Yeşil Bursa Rallisinden sonra birçok spekülasyonlar yapıldı. Tüm takım direktörleri ile görüştük, hepsi çok muzdariptiler bu durumdan. Zaten sizde bu yarışa BOSSEK ‘in yetersizliğini öne sürerek katılmadığınızı açıkladınız. Nedir bu durum?

A.ATILGAN: Ben BOSSEK ‘de çok uzun sure kulüp sorumlusu olarak çalıştım. Organizasyonların çok içindeydim. Bunu niye söylüyorum, belkide bunların nedenlerini en iyi bilenlerden bir tanesiyim. Şöyleki, en başta yarışların tanıtımında çok büyük eksiklik vardı. Şahintepe ‘de bundan 4-5 sene once yapılan yarışlara bakarsak, bu sene yapılan tırmanma yarışında hiç seyirci yoktu. Vardı ama eski yıllara göre çok azdı. Neden? Bir tane bez afiş yada bir tane fotokopiyle çoğaltılmış afiş ne Bursa‘da ne de Kumla‘da hiçbir yerde yoktu. Dolayısıyla sadece bu işi çok yakından takip eden; dergilerden, internetten vs. medya tarafından takip eden insanların haberi oldu, onlar gelebildi yarışa. Ama eskiden öyle değildi. Radyo canlı yayınlarıyla yada yerel basınla olan diyaloglarımızla çok güzel haberler çıkıyordu. OLAY FM‘in yaptığı canlı yayınlarla insanlara daha etkili ulaşabiliyordu organizasyonlar. Bütün BOSSEK organizasyonları için geçerli bu. İlk başta bunu yapmadılar. Ve yapılan bu hata ister istemez organizasyonlara yansıdı. Sportif anlamda parkur seçiminde bazı hatalar vardı. Start – Finish noktasının seçiminde bazı hatalar vardı. Servis alanı seçiminde aynı şekilde. Bunların hepsini yarıştan once konuştuk. Yani bu şekilde olursa problem olabileceğini ben dile getirdim. Ama onlar kendi düşüncelerinin daha doğru olduğunu düşündüler. Bu şekilde yaptılar yarışı. Toprak seyirci etabının o şartlarda olamayacağı da besbelliydi ama, inatla yapmak istediler ama yapamadılar. Rallikros şehrin göbeği sayılabilecek bir yerde, çok güzel bir parkurda oldu. Yine tanıtım eksikliğinden dolayı hiçbir seyirci yoktu. Güvenlik sıfırdı. Zaten seyirci olsaydı o yarış yapılamazdı. Çünkü insanlar cirit atıyorlardı parkurun içinde. Bunu da bana söyleyen, Bursa‘ya şehir dışından gelmiş bir yarış komiseriydi…

Motorspor.com: 12-13 Ekim tarihlerindeki İMK İstanbul Rallikrosu’nu gördükten sonra doğrusu imrendik Bursa adına…

A.ATILGAN: Bunların hiçbirisi yapılamayacak şeyler değildir. İMK‘yı tebrik etmek istiyorum. Türkiye tarihindeki en güzel rallikros organizasyonuydu bu güne kadar yapılmış. Ama ne yapmışlar, NTV ile bir sponsorluk anlaşması yapmışlar, hiç tahmin etmiyorum ama belki işin maddi boyutu da vardır, ama NTV bu sponsorluk karşılığında onlara yarışın tv ‘de tanıtımını yaptı. Barter çalışması bunlar yani. Işte Emlak G.Y.O. parkuru tahsis etmiş, bir reklam şirketi parkurdaki bannerları yapmış, bir diğeri kupaları hazırlamış vs… Bunlar o kadar basit şeyler ki, yapılamayacak şeyler de değil. 1999 senesinde BOSSEK ‘in yaptığı organizasyonlara bir bakarsak, Şahintepe Tırmanma, Yeşil Bursa Rallisi, o dönem aktif olarak BOSSEK ‘te görev alıyordum ve sabahlara kadar çok ciddi çalışıyorduk. Bunu ben yaptım diye söylemiyorum, bu bir ekip çalışmasıydı. Her zaman üstüne basa basa söylüyorum. Ve gerçekten çok güzel organizasyonlar olmuştu. Ama bunları tekrarlamamak için hiçbir neden yok. Çok basit şeyler bunlar. Bir etabın güvenliğinin sağlanması, start – finish noktasının merkezi bir yerde olması, servis alanının zemininin ve boyutunun yeterli olması….bunlar çok çok kolay şeyler. Ama biraz da vizyon meselesi, bu olaya bakış açısı. Herşeyden önce birşey söyleyeceğim, ki eminim bu sporla iç içe olan insanlar ve bütün pilotlar da bana katılacaktır. Bir ralli organize ederken, organizasyon komitesi, başkanı ya da direktörü mutlaka ama mutlaka bir şekilde sağ yada sol koltukta ralli yapmış insanlar olmalılar bana göre. Çünkü bazı şeyleri teorikte; bu böyle olur, şu şöyle olur, bu da böyle oluversin diye düşünüyorsunuz ama teorik olarak o oluverir diye geçiştirdiğimiz şeyler, iş pratiğe döküldüğü zaman malesef sorunlar çıkarabiliyor. Ama daha önceden yarışmış birisi olsa, bunun böyle olmayacağını çok iyi bilir.

Motorspor.com: Geçen sene hava muhalefetinden yapılamayan Snow Ralli bu sene olabilir mi?

A.ATILGAN: Onu bana değil BOSSEK ‘e sormalısınız, fakat yapacaklarını pek zannetmiyorum…